30 Ekim 2010 Cumartesi

Aralık Bırak Bizi.

Ara.lık bırak biraz..
Aralık ayını beklerken üşümek istiyorum.
Senin sessizliğinle sıcak şaraba bulanmak.
İstemek istemsiz.
İşte..
Sorma..

Şimdilerde diğer gözünü kaybetmiş.
Tam kör kedisin.
Elleri sıcak.
Diğer'ine yakın.

Sen yakınken (!)
Seni anarken üşüyor ellerim.
Ara.lık bırak biraz lütfen.
Çünkü
Kendimi kaybetmeliyim bu yolda.
Ellerim buz kesmeli
Hatta soğuktan gözlerimi kaybetmeliyim.
Hatta ve hatta ayaklarım onlarda gitsin bu soğukla..

İstem-siz.
İşte..
Sorma.

Aralık'lı ara beni.
Yine soğuk olsun bedenlerimiz.
Soğuğalım birbirimizden.
Aynı ayın aynı günü aralık bırak bizi.

Yirmibeş kez kestim elimi,
En sonunda..

İstemli
İşte..
Sorma..

24 Eylül 2010 Cuma

God İs An Astronaut


İrlanda da 2002 yılında kurulan ve 3 kişiden oluşan post rock grubudur kendileri.
Ambient olsun rock olsun ve electronica olsun.Hepsi olsun!
Güzelce harmanlayıp insana kilit yaşattırabilen ve bi o kadar da müziğini kurgusal gördüğüm
Güzel translar yaşatan müzik şöleni..
Explosions In The Sky, If These Trees Could , Godspeed You! Black Emperor gruplarını andıran fakat farklı havası olan nacizane güzel gruptur.

Albümleri ;

2002 – The End of the Beginning
2005 – All Is Violent, All Is Bright
2006 – A Moment of Stillnes (EP)
2007 – Far from Refuge
2008 – God Is an Astronaut




Mistik bi hava taşımakta grup, sezgiler ön planda.Dinlerken düşüncelere dalıp kaybolmaktan kendinizi alamazsınız.

Yani hislerinizi ve herhangi düşüncelerinizi ortaya cıkarmakta başarılı olabilecek bir grup.
Herhangi bir anı, düşleri, gerçekleri vs vs flulaştıracak ya da netleştirebilecek potansiyel taşımakta.
Dinlerken kendinizi kaptırdığınız anda farklı bir dünyadasınız..
2009 yılında Kasım ayında konserleri vardı,,
Umarım tekrar gelirler, mümkünse yağmurda yağsın..
Şimdi tek tavsiye yanınıza bir miktar alkol ve sigaranızı alıp
Bir nebze bu hoş grubu yaşamanız..
Ha bu arada ' Far From Refuge' dinleyin..
Afiyet olsun..

19 Eylül 2010 Pazar

Kurt-arıyoruz.

Her geçen zaman kişiye muafiyet durumlarından bahis.
Birkaç serzeniş
Birkaç kaçış
Birkaç eski
Birkaç arayış
Birkaç kurtuluş.

İlginç gecelerdi.
Alkol seslenişlere yardımcı olup
günü katlanabilirliğe sürmesi..

Herkes hayattından bir şeyleri kurtarıyor.
Gereksiz ıslak oluşları,
Bazı camurları
Bazı gereksiz insanları.
Bazı seslenişleri.
Bazı bazı yaşıyoruz hepimiz.
Ama kurtarıyoruz birilerini, kendimizi.

Düşüncelerimizi koruyoruz!
Diğerlerinden kurtarıyoruz onları.

Yürüyoruz bir yol..
Her şey yeni..
Evet gidiyorum! bu sefer en derine inicem.
İniyoruz
İniceğiz.
Hep in.

Doğruları düşünüp yanlış kararlar alıyoruz.
Ve onları kurtarıyoruz, güya isteklerimizi, 'onları'.

Günün kat sayılarını içtenlikle ve zorla eksiltiyoruz hayatlardan.
Yine kurtarıyoruz (paçamızı).

Bir şarkı dinlerken 'bas'ı duyuyoruz diğerlerini kurtarıyoruz.
Zevk alıyoruz kurtulmaktan.
Sigaramız eşlik ederken damarlarımıza bas'ıyoruz.
Ve bas'ıp gidiyoruz olanları.

Kaçıyoruz bazen ve en iyisi diyoruz içten.
Ben, sen, o?
Doğru olandan kurtuluyoruz bu sefer.

Her kurtuluş.
Bizim Kurt-arıyor olmamız.
Evet haklısınız
Kurt-arıyoruz!!



15-09-10 / Çarşamba

14 Eylül 2010 Salı

Git-elim.

Çelimsiz vaziyetlerin en iyi ilacıydı vazalin.
Sende hatırlarsın belki 'gidelim mi? ' demiştim.

Senin durmaksızın sorduğun sorular korkularım..
Buna yardımcı senin sevdiğin yağmur ve benim eklediğim vazelindi ortada olan.

Yürüdüğümüz yollar hayal mey(il)-al'dı sanki.
Yanımda bir ötekinin olabilmesi yani en mavi anda birlikte sadeleşebilmeye sorumlu düşlerimiz ve benliğimiz bizi ortaçağlara atmasının nedenini anlayabiliyorsundur.
aforoz ile yok olabilme ihtimalimize karşı alabileceğimiz kararlar soruları bulut haline getirmesine ne demeli peki?

Hani 'gidelim mi? ' demiştim.
O gün aklıma yağmurlar geldi.
Yağıyorduk birlikte vaziyetimiz ıslak ve yorgun.

Gidememiştik, ben gelmiştim büyük bir valizle!
Ne bulduysam valizde, herkes gülüyordu hatırlıyorum.
En sevdiklerim valizde..

Mesela bir bilet.
Seyhat acentaları bile gülüyorlar sizofreni diye adlandırıyorlardı bu durumu biliyorum.

O zamanlar bu durumu düşünüp, palyatifliği tartışılır olan düşüncelerimi asılsız sayıp durmaksızın bağırmıştım.
Ve sessizce küfür etmiştim otogarlara ve orada umutla bekleyenlere..
Ve ben yine de mavi bir bayrakla bekliyordum seni yorgundum.

Yoruluyordum.
Yorulacaktım.
Biliyordum..

Heeeey! biraz daha sessiz olur musunuz?
Göremiyorum hayalimi,
Midem bulanıyor bir saniye yol tuttu beni evet,
Evet kesinlikle!
Yok artık vazalin yedireceğim bu insanlara ne kadar cok ses(siz)..
Gördüm seni.
Görüyordum.
İlk ellerini..
Geldi(N) diyordun, sevinmiş görünüyor sanki havayı içine cekerken.
Sanırım aklıma o anda fazla tükettiğim ve artık damarlarımdan cıkmayan müziği hissettim;
'Countryside Somnambulance'
Yağmur seni beni geçti artık cok sıcak, sıcağız.
Elin cok sıcak.
Elim elinde.
Müzik damarlarımda..
**

'Gidelim mi ?' demiştim..
git-elim...
işte o zaman ;

'gel-git-' olmuştuk.

29 Ağustos 2010 Pazar

Neden Bilemem.

Bilinen ayın bilinmeyen gününe hitabendi;
Bağırışlar,yakarışlar.
Nedenini bilmediğim bir sekilde canımızı acıtıyorduk.
Acının etkileri olmalı tabi hani mesela
Ben arabaya atlayıp yanına gelirken tekerin patlaması
Sonrasında ORADA beni beklememen.
Beklememe durumda olaylardan bağımsız durumun.
Sonrasında benim kaç-(a)-maklarım.
telefonda konuşurken ki o suçlu dolu sesin.
beni hep 'ben' olarak yanında istemen.
Beni ben yapan şeylerden birinin yok olduğunu görmemen.
ya da nedir biliyor musun asıl acı olan.
Seni izlerken evet kesinlikle seni izlerken ki
Bakışlarımda hala bi masumiyet hala bi saflık.

kin yok!
Nefret yok!
Lanet okuma yok!
Yok oğlu yok!
Sen yok..
ben yok..
biz yok..

Ne yapıyorum biliyor musun?
Mayıs ayına biraz lanet okurcasına,
Bir ayı yok sayıyorum.
Seni yok sayıyorum ?
Hayır gerçekten sanmıyorum!

Mayıs, bazen güzel bir şekilde ilişik yaşayanlara
Bir ders niteliği taşıyan soylu bir Kraliçe Carla!
Haah yazdığımız hikaye, tabiki de hatırlarsın (!)

Akli dengemi kaybedeceğimi sanmazdım.
Kurgusal nitelikli hikayeler yazıyorum artık..
Kimse bilmiyor..
Bilemicek..
Sende öyle..

Ve kahkahalarımızı hatırlıyorum.
Alkol hiç eksik olmazdı damarlarımızda.
DÜşün..Hiç susmazdık ya hani hep konuşurduk.
Gülerdik, eğlenirdik..
Ve bazen üzülürdük BİZ, seninle.
Paylaşırdık işte ordan burda.
Ben en cok seninle konuşurken bir şeyleri kana bularken..
Evet kana bularken..
huzur ve mutluluk hissi..

Karmaşık görünen bi o kadar basit yapın bana isyan.
Sen yoksun ki..
Ben yokum olanlarda..


SeSİN uzaktan geliyor utangaç, cekingen ?
Nedenini elbet biliyorum.
Ama sesin!
Kıvranan sesin..

Artık şizofreni diye adlandırıyorum başkalarının masallarında.
şizofreni nedir ki?
-sesini duyuyorum her zamanki yerde
-Sonra ara sıra kitaplarını karıştırırken
-Seni hissediyorum usulca
Birazda takıntılıymışım sanki.
tak-
inilti.

Bayadır düşündüğüm şizofreni derslerim
Beni (evet bu sefer sadece ben!)
İnsanların arasına
Dalga geçtiğimiz..
KIRIP DÖKTÜRDÜKLERİMİZİN YANINA!
Anlatmaya calışırken kilit yaşadığımız
O cok kanlı noktaya götürmekte..
göt
üremekte.

Bir Bir..

bak şimdi konuşuyorum.
acıklıyorum.
ne oldu tekrar mı başa sarıyoruz?
ee sen değil miydin mundar olmuş eti yiyen.
o kedi.
kör olan kedi?
bir bir sökülüyorum inceden.
hem renkleri hem seni karıştırırken
içsel davranışlar.
içilen sıvılar.
içilen kurular.
iç içe
iç-dış
dışkısal savunmalar.
en çok sende bulundum.
rüzgardım sende estim.
En cok seni gördüm.
estikçe gürledi sanki içsel sesler.
simdi bir adım daha içselliğe
şerefine doğdu her şey..
serefsizliğin yüzü gibi.
şaha kalkıyor duygular.
sana kaldırıyorum şerefsizliği
kaldı bak.
kör kedi bakamadın.
hisset..
bilmedin.
bilemiceksin.
bitti film.
sende bulunan, yok olan.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

**

Kayıtsız kalmak*
Sese hakimsizlik*
Tepkim tepkinsizlik*
Burjuva duyguların kusmuk torbalarında boğulmak.
Evet! bu kadar iğrenç olmak zorunda(yız).

23 Temmuz 2010 Cuma

kör kedinin ölümü

En'lerin içinde..
En acıtan hala seviyor ve düşünüyor olman.
Kedisin ya körsün hemde.
Hepsi sana ait kaçışların.
Kaçıyorum çünkü..
Bu sefer sessizim en derin de bir cığlık.
Çok sessiz!
Konuşmak ikimiz arasında bi ilişikken dillere.
Şimdi bir iletişimsizlik.
Evet cok sessiz kaçıyorum bu sefer!
Parmak uclarım kanıyor.
Seni anarken boğazım kuruyor.
Düğümleniyorum!
Yürüyorum ve yürümüyor olanaklar.
Olanakları olanaksızlık derecesine indiren
Sen!
O kadar susuyorsun ki aynı ben..
Hayır 'En' olanlardan hala beni seviyor ve düşünüyor olman!
Biliyorum ki emicilerle paylaşırken
Kanatıyorsun sendeki beni.
Biliyorum ki özlüyorsun 'En'lerinle!
Kaçıyorum ben..
Gidiyorum..
Sen duymuyorken ama beni anarken ben gidiyorum işte!
Hemde hep yürüdüğümüz..
Hep konuştuğumuz..
Hep'leri hiç'e sayışlarımızın odak noktasında,
Ben seni s*ktir edip gidiyorum işte!
Argoya eklenen yeni cümleler gibi seni terkedişim.
Her defasında izlediğimiz yolu seni özleyerek,
Ya da hususi kurallarla anacağım seni.
Senin ve benim sevmediğim o kurallar haaah!

Son yazımı yazıyorum sana bu sefer.
Sonucuna katlanamayacak kadar bende körüm aslında.
Ama ben bir kedi olamadım.
Ya da sen olamadım..
Çünkü sen ve ben bir olmak için
İlkin; sen yarım, ben yarım.
Elma misali..

Ve biliyor musun hususi anarşi diyecekler buna.
Bense devrimi anlattığım için bi o kadar kanayacağım
Yine sessizce..
Sonunu getirmek istemediğim bir yazı bu..
Çünkü sonu olmasın istemediğim yakını
Öldü kelimesiyle süslemek hiçte hoş değil.
Ama ben bir katilim bu gece.
Ve seni öldürdüm!
Öldün işte..
Öldün.

Öl artık.
Öl..

10 Haziran 2010 Perşembe

yap-boz

Bende aynı filmin ikinci versiyonu gibiyiz.
Olay bütünü yok, bölük pörçük.
Kusulmuş bir kenara durum vaziyeti.
Her her halükarde gülümsüyoruz,
Yaralarımıza...
Duraklarımız belli,
Bir nefeste ıslığa muhtaç otobüsümüz.
Mutluyuz (!)
Bir küfür gibi anılıyoruz, film sonlarında.
Zaruri ihtiyaçlardan doğan ihtirazlı hastalık,
Bir virüs bekçisi!
Yine senkrol kaymasından sonra unutulan,
Uzun soluklu kısa film!
Hastalıklı ve bulaşıcı filmim.
İçindeki küfür, mükemmeliyet.
Mükemmeliyet, virüs.
Bir bütün hani yap-boz misali,
Çözülmemiş..
Ama ikincisi cekilmiş.
Bitirdik, bitti film..
Bitti..

03,03,10

8 Haziran 2010 Salı

bla bla..

ilişik şekilde yaşan insanların biraz bunalım cekmesinden kaynaklanan duygusal cöküntülere hoşgeldiniz..
kemerlerinizi bağlayınız
aksi taktirde bu durum ağır depresyonla tamamlanabilir.
kolay gelsin.


***

bir tane daha bombok güne hoşgeldiniz..
yarım akıllı yeni jenerasyon cocuklarının ilişik şekilde yaşayışlarının meydana getirdiği
bunalım ve kriz saatleri güncelde..
saygılar ve bol sigaralı günler..


***

Hayvani dürtülerin arttığı saatlerin saadet gösterilerinin inandırıcılığı kadar
Biraz insani?
Şimdi ki zamanın cekimini geleceğe calmak kadar yürekli günler..
wait..
wait..
'wait'letilmeli günler..


***

Dönme dolap misali hayatların peşinde uçmaca*
Evet uçmaca, fazla cekim sonucuna fazlaca kriz durumunun habercisi mevzuat.
Biraz da sizlerin dilince özlemden kaynaklı otoban yaşantısı.
Hepimiz yedekleri oynuyoruz.
Dönme dolap gibi.
bitmiyor..
bitmez
dön-
me.
dol-
up.
.

11.05.10

***
İstemsiz istek,isteksiz özgürlük.
Histeri yaşama biçiminin bocalama davası.
Kalemi kırılmış bir mevzuat sonrası eller korunaklı.
Şimdi kendi başına konuşma zamanı.
Şimdi tepkisiz yaşama zamanı.
Şimdi 'şimdi'leri oynatma zamanı.
zaman ?
.
12.05.10

***

7 Nisan 2010 Çarşamba

Bir Bardak Blues..

Derecelendirilmiş aldatmalardan en aza indirgenmiş olanı?
Pişman değilim..
Kim güneş karşısında yanmadan durabilir ki?
Blues alırım bir bardak.
Arkasından o gün içtiklerime,
Şerefe kaldırırım şahlanır nefesimiz,
Nefsimizin bitiği yerde..
Birde yer ve gök arasındaki hava akımında
Duman çekersin.
İşte şimdi id'lerinle konuşma vakti,
Ego sponsorluğunda..
Konuşuyorum hani dillice.
Yanımda kalsana..
Bak bir bardak daha blues hem bu sefer
Nefes kesilir her şeyi anlatabilirim..

10 Şubat 2010 Çarşamba

Yanında Susarmış Gibi..

Bir vapurda gürültü değil, gürültüler.
İnsan sesleri..
Bir sürü gereksiz dedikodu..
Fısıltı..
Bebek ağlamaları..
Ağır abilerin sert bakışları..
Ergen kızların kırıtmaları..
Küçük bir çocuğun azar işitmesi..
O güzel vapur sesi ve rüzgar bir yana..
Sevdiğim insan ile hiç konuşmamacasına sadece yanında
Susmak istiyorum..!

Ağlama Eylemine Bir Ket..

Biraz komedi, alaturka..
Ve biraz da trajedi olsun
Akıl kanamasının adı, sanı..
Eller korunaklı ve temiz.
Komediye tutulan kahkahalar,
Alaturkaya tutulan isyanlar,
Trajediye saklanan sonlar,
Belirlesin hissiyatı..
Şimdi aklımın firarına vurmak?!
Ağlama eylemine bir ket..
İçtiğime eklenmeli biraz 'post rock'.
Ve yıkmalı bu kanlı masalın içtenliği..
Ve senin iç cekişlerin olmalı bu isyana serzeniş.
Ve gülünç bir duman eklenmeli yaşananlara.
Gri olsun adı ama renkleri vursun en derinden!
Ve bilinene yine küfür edelim?
Utanmalı bu masaldan biraz.
Ama sen kırmızı olma..
Gri olan isyanda (!)

1 Ocak 2010 Cuma

Tek Gözü Kör Kedi.

Bir çocuk tanıdım, güzel gülümsemeydi mükemmeliyet onda.
Bakışları biraz ürkek, biraz utangaç.
Kedi gibiydi, tek gözü kör kedi.
Mundar olmuş eti yemiş yıllar var ki.
Mide kanamasından öleceğini beklemekteydi sanki.
Ve bunu asılsız hakaret sayardı sanki.
Ve o sırada tanıdım; güzel bir gülümseme.
Elleri ellerimde, soğuk.
Sıcak olan kendisiydi, tek gözü kör kedi.
Kilit anlarını yaşarken, yalnız.
Kötü olanı bilirken, yalnız.
Ellerini ellerimde hissetmesi trajedi.
Ah kör kedi!
Oysa o yollardan kaybetmeden geçmeyi bilmeliydin.
Hani o şarkılardaki gibi ellerimiz 'BİR' iken.
O nokta da sen kör, ben 'bilinmeyen'.
Son gülümseme bilinmeyenden sana.
Gü-lüm-se-me.

( 27-12-09)

Benim, Ben!

Saçların onlardı seni anlatan.
O kadar karmaşık
Ve o kadar düzenli söyleyişlerdi ki onlar
Ölüm tarihini belirlemekteydiler(!)
Hayat sana ayak uyduruyormuş gibi,
Hayallerin seni köşeye sıkıştırmış
Saçlarını kesmiş!

Seni yok etmiş gibi,
Bağırışlarını duyuyorum.
İsyan içine işlemiş.
Saçların ellerimde..
Ellerim kan..
Senin için uzanan ellerim
Kan!
Seni kırmızı renge yakıştıran
Benim, ben!